Email
Password


Forgot password?

Connect

Need a login?
Signup today!
Posted: Sunday, May 16, 2010 - 0 comment(s) [ Comment ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]
Category: Köşe Yazıları

CHP genel başkanını açıklıyorum

Deniz Baykal’ın “malum istifasından” sonra dar alanda paslaşmalar devam ediyor.
Alan daraldı, çünkü 6 gün sonra CHP’nin genel kurulu var.
Acilen, bir genel başkan seçilmesi
gerekiyor.
Acilen, “ana muhalefet liderinin” ortaya çıkması gerekiyor.
Acilen, CHP’deki parçalanmanın önüne geçilmesi gerekiyor. Kurultayda, kurultay sonrası da bölünmeyecek bir yapının oluşturulması gerekiyor.
Acilen, bir yıl sonraki genel seçimlerde iktidar olacak kadroların hazırlanması
gerekiyor.
Acilen, AKP’nin yapacağı yeni yıpratma hamlelerinin ve operasyonların önüne geçilmesi gerekiyor.
Vs, vs.
Bütün bunların hepsi şu 6 gün içindeki dar alanda  yapılmak zorunda.
Bin kişiye değil, 48 milyona bakın
Bu arada basında da anketler
düzenleniyor.
“CHP’nin genel başkanı kim olsun?”
diye.
“Verilen” isimler oylatılıyor. Yani, “medyanın istediği” isimler.
Çünkü, medyanın da kendine göre hesabı var!
Çok fazla ayrıntıya dalarak, CHP’nin içişlerine karışmak istemiyorum. Ancak -şu anda- oy verecek bir seçmen ve bir gazeteci olarak görüşlerimi ifade ediyorum.
Partinin içi, geçenlerde patlayıp da dünya havacılığını alt üst eden İzlanda’daki volkan gibi kaynıyor.
Böyle bir ortamda, partinin başına kim gelirse gelsin işi çok zor. İşi en kolay olan, “gelen” değil, “giden” kişidir.
E zaten müstafi genel başkan Deniz Baykal da, “kimse çıkmasın ortaya ben geleyim” hesabı yapıyor.
CHP’li yöneticiler ve milletvekilleri ise “delege” üzerinden hesap yapıyor. Yani, hangi aday için delegeleri razı ederiz hesabı içindeler.
Oysa, halk bunlara hiç bakmıyor. Bir yıl sonraki genel seçimlerde vereceği notta bunları hiç hesaba katmayacak. CHP’liler yaklaşık 1.200 delegenin oyunu almak için yarışırken, yaklaşık 48 milyon seçmenin aklı başka yerde.
Sabih Kanadoğlu
CHP’nin içinde çok değerli milletvekilleri var ama genel başkanı parti dışından biri
olmalıdır.
Çünkü, dışardan birisi etrafında birleşilirse, en azından genel seçimleri atlatana kadar içerdeki kavgalar sona erer ve iktidar için ciddi koz ele geçirilir.
CHP genel başkanı Atatürkçülüğü ve yurtseverliğinden en küçük bir kuşku duyulmayan, çalışkan, mücadeleci, yaşını başını almış ama dinamik, saygın bir isim
olmalıdır.
Kendi adayımı açıklıyorum:
Sabih Kanadoğlu!..
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı tam böyle bir isim.
Büyük bir ihtirasla uçuruma yaklaşmak
Ben öneriyorum ama kimsenin kulak asmayacağını, kendi iç hesaplaşmalarının hazzını yaşayarak partiyi uçuruma yaklaştıracaklarını  düşünüyorum.
Umarım yanılırım.
Sabih Kanadoğlu Türkiye için en verimli çağlarını yaşıyor. Bu önerimi yaparken kendisiyle görüşmüş değilim. (Ceviz Kabuğu programına çıkardığım günlerden beri çok zaman geçti.) Kabul eder mi, etmez mi onu da bilmem.
Ama Kanadoğlu, bırakın CHP’nin genel başkanlığını, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı için de çok değerli bir isim.
Genel seçimlerden bir yıl sonra cumhurbaşkanlığı seçimi de yapılacak. Yani, artık cumhurbaşkanını “halk” seçecek.
Bugün bile Kanadoğlu ile halkın önüne çıkılsa, oyları silip süpüreceğini düşünüyorum.
HHH
Bunları yazdım ama, tekrar ediyorum, CHP’liler bu öneriye kulak asmayacaktır.
Ne yazık ki, tüm gelişmeler AKP’nin değirmenine su taşımaktan ibaret.
Ya da, bu Pazar günü kahvaltısında AKP’nin ekmeğine yağ sürüyorlar.
Afiyet olsun, diyebilir miyiz?
Türkiye bunu hazmedebilir mi?
İyi pazarlar.

Posted: Friday, October 23, 2009 - 0 comment(s) [ Comment ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]
Category: Köşe Yazıları

Apo paşa


“Apo’yu paşa yapalım.

Maaş bağlayalım.

Bodrum’a gönderelim.”

Öneri bu.


Apo şimdi bitti işte!


Birincisi, paşaları kimse sallamıyor artık, matah bi mevki değil. İkincisi, devlet memuru maaşıyla Bodrum’da yaşanmaz, anca sürünülür. Üçüncüsü ise...

 

 

Maça Kızı’nda güneşlenen Apo, Bizden Kaçmaz objektiflerine yakalandı, azz sonra... Fink’e damsız girmeye çalışan Apo, kapıdaki goriller tarafından dövüldü, birazdan... Flaş, flaş, flaş, Apo’nun Lerzan Mutlu’ya güneş yağı sürdüğü doğru mu, yılın magazin bombası mega magazinde... Gümüşlük’te romantik gece, Apo’yla paparazzilere yakalanan ünlü manken, aşk dedikoduları için ne dedi, birazdan... “Bu memleket bitmiş kardeşim” diye bağırdı, Halikarnas’ın kapısında cüzdanı çalınan Apo’nun isyanı, azz sonra... Cemil İpekçi’nin Apo için tasarladığı Bodrum sandaletleri, Türk televizyonlarında ilk kez, mega magazinde... Apo’ya bir birayı 30 liraya kakaladığı için gözaltına alınan bar sahibi, “Irkçılık suçlamasını kabul etmiyorum, ben Türk-Kürt ayırmadan herkese geçiriyorum” dedi, birazdan... Flaş, flaş, flaş, Apo botoks mu yaptırdı, azz sonra!

 


Şaka bir yana...


“Paşa yapılsın, maaş bağlansın, Bodrum’a yerleştirilsin”
önerisini duyunca, Apo bile üzülmüştür herhalde halimize, “Vah vah” demiştir içinden, “Allah kimseyi bunların durumuna düşürmesin” demiştir.

Posted: Friday, October 23, 2009 - 0 comment(s) [ Comment ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]
Category: Köşe Yazıları

- Pişman mısınız?

- Yo-oo, değilim.

 

- Yaz kızım, etkin pişman, beraatine...


- Niye geldiniz?

- Sayın Öcalan söyledi.

- Yaz kızım, örgüt üyesi olmadığına...


Sen mesela, hacı emmi!

“Bunlar dinini bilen çocuklar, vatana millete hayırlı olur” diyordun sakalını sıvazlaya sıvazlaya... Nasıl gidiyor sence vatan millet işleri? Sen değil miydin köyün şehidi için fazladan iki rekat namaz kılan... N'olacak şimdi?


“Etkin pişmanım” deme bana... O, sana uygulanamıyor maalesef, seninki son pişmanlığa giriyor, kusura bakma.


Veya sen, Hatçe yenge.

İftar çadırında, senin paranla sana avanta çorba ısmarlayanlara bi hatim indirmediğin kalmıştı... “Allah devletimize zeval vermesin” diye dualar ediyordun... N'ooldu şimdi o devlet?

Ya sen, emekli Ahmet bey.

Kahvede başının etini yedin milletin, eczaneden nasıl bedavaya ilaç aldığını anlata anlata bitiremedin, 20 tane reyin olsa, 20'sini de vereceğini söylüyordun... Nasısın şimdi? Memleketi iki tane aspirine satmış gibi hissediyor musun kendini?

*

Ya da sen, laylaylom Arzu.

“Ay bakamıyorum şekerim, hep cenaze, hep ağlayan insanlar, o perişan çocuklar filan, vallahi yüreğim dayanmıyor, fena oluyorum, kapatıyorum televizyonu, seyretmiyorum artık haberleri” diyordun... Seyrediyor musun şimdi? Aç artık, aç... Ekranlar güzelleşti.


Sen, liboşik işadamı Tarık.

Bir taraftan “Ben cebime bakarım azizim” deyip, takunyalıların önünde el pençe divan duruyordun, bir taraftan, utanmadan, Mehmetçik Vakfı'na bağışta bulunuyordun... İster misin, Mehmetçik Vakfı'na yaptığın bağışlar yüzünden başın derde girsin şimdi?

*

Sen, üniversiteli Şebnem.

Sana ders veren hocayı sabahın köründe yatağından kaldırıp, pijamayla tutukladılar, kanser oldu adam kahrından, “neme lazım” dedin, zahmet edip kantindeki protestoya bile katılmaya tırstın, kenardan kenardan araziye uydun... Niye endişeliymişin gibi yapıyorsun ki şimdi?


Sen, memur Hüseyin.

Başındaki badem bıyıklı görecek diye, bizim yazıları bile gizli gizli okuyorsun internetten, gammazlanacaksın diye yusuf yusufsun... Zaten o nedenle katılmamıştın Cumhuriyet mitinglerine... Katılsana şimdi PKK mitingine... Sana söyleyeyim, terfi bile edersin belki.


(NOT: Bu yazıyı, “İki cihanda lekeli” albümünü heyecanla beklediğimiz Sezen Aksu'nun “Masum değiliz hiçbirimiz” şarkısı eşliğinde okursanız, daha şık olur.)